Murat Tuzcu

Hayata dair -unutmak ve unutmamak için- bir çift sözüm var…

Hedef Şaşırtma — 23/07/2019

Hedef Şaşırtma

Birazdan okuyacağınız soruyu hızlıca okuyup tek seferde cevaplamanız gerekir. Kafanızı bulandırmayın, matematikle uğraşmayın, sorunun saçmalığına ise hiç odaklanmayın. Çünkü üzerinde düşündüğünüzde ve hesap kitap için tekrar ettiğinizde bulmaca anlamını yitiriyor.

Düşünün ki bir otobüsün şoförüsünüz. Okumaya devam et

Eşek Piyangosu — 12/12/2018

Eşek Piyangosu

Genç bir adam köy pazarında gezerken, gördüğü yaşlı ama sevimli eşeği köylüden 100 liraya satın alır. Parasını alan köylü eşeğini ertesi gün kasaba meydanına getirip teslim edeceğini söyler. Ertesi gün genç adam, kasaba meydanında köylüyle buluşur ama eşek yoktur. Genç adam “Eşeğim nerede?” diye sorduğunda, köylü üzgün olduğunu belirterek “Eşeğin yolda gelirken öldü” der.

Okumaya devam et

Çobanın Yediği Koyun — 02/07/2014

Çobanın Yediği Koyun

NemeLazım

Kanuni Sultan Süleyman Han, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde devletin halinin ne olacağını dert eder, inişe geçip geçmeyeceği ile derin düşüncelere dalar. Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hat yazısıyla süt kardeşi Yahya Efendi’ye endişeni anlattığı mektubu gönderir.

Mektupta; “Sen ilahi sırlara vakıf bir insansın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlale uğrar mı?” yazar.

Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı kısadır;

Okumaya devam et

Safımız Belli Olsun — 11/06/2013

Safımız Belli Olsun

Su Taşıyan Karınca

Kral Nemrud İbrahim peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra meydan yere odunlardan büyük bir yığın yapılmış. Odunları tutuşturmuşlar sonra. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış izleyen çocuklar. Korkmuş kaçmış bütün hayvanlar. İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış askerler. Atacaklarmış ki Nemrud’un ne güçlü bir kral olduğunu anlasın, görsün; bir daha ona karşı gelmesin İbrahim Peygamber.

Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennem ateşe doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir kartal onun bu telaşını görüp sormuş hemen yanına yanaşıp: “Bu acelen niye? Nereye böyle?”

Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp; “Duymadın mı!” demiş. “Nemrud, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.”

Okumaya devam et

Biat — 12/02/2013

Biat

Biat

Bağlılık, biat ve itaat etmek:

Bu üç zor fiili gerçekleştirmenin en şaşalı yolu; Dervişin Mürşidine sunduğu bir zarftır…

Boş bir kağıt, bir kalem ve bir de silgi.

Kağıt ömür demek.

Kalem ve silgi; “benim hayatımı sen yazarsın, sen silersin” demek.

“Ben hiçim! Azametin karşısında acziyetimin bilincindeyim. Sen ne yazarsan güzel, sen neyi silersen güzel” demek.

“İstediğin gibi yaşat, istediğin gibi öldür!” demek.

Kartal ve Tavuk — 08/09/2012

Kartal ve Tavuk

Bir zamanlar büyük bir dağın tepesinde bir kartal yuva yapmış. Bir süre sonra kartalın dört tane yumurtası olmuş ve yumurtalar kuluçkama döneminde iken dağda bi deprem olmuş ve yumurtalardan bir tanesi depremin şiddetinden yuvadan düşüp dağın tepesinden yuvarlanarak vadide ki bir çiftliğe dek ulaşmış. Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikte ki tavuklar kendi yumurtalarına benzemeyen bu değişik ve büyük yumurtayı sahiplenmek istemişler. Yaşlı bir tavuk yumurtayı koruması altına almış ve öteki yumurtalardan çıkacak yavrulardan ayırmaksızın büyütmeye karar vermiş.

Günü dolup zamanı geldiğinde yumurtanın içinde ki kartal yavrusu kabuğunu kırmış ve dünyaya gelmiş. Bir tavuk çiftliğinde bulunduğunu ve kendisinin de çevresindeki yüzlerce tavuğun arasında olduğunu görünce, kendini de tavuk sanmış ve çiftlikteki tavuklarla birlikte, o da bir tavuk gibi büyümeye başlamış. Yalnızca o, kendisini tavuk gibi görmekle kalmıyor, çiftlikteki tüm tavuklar da onu bir tavuk olarak görüyorlar ve ona bir tavukmuş gibi davranıyorlarmış. Zaman zaman içinden; “Ben çevremdeki tavuklara benzemiyorum, acaba ben kimim?” diye soruyormuş; fakat bu kuşkusunu bir türlü dile getiremiyormuş. Ne de olsa o da bir tavukmuş ve tavuk olduğunu da bilmeli, kabul etmeliymiş.

Bir gün çiftlikte öteki tavuklarla birlikte oyun oynarken, yukarılardan birkaç kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. Kendini tutamamış, yüreğinde bir anda oluşan coşkuyla haykırmış:

“Aman Allah’ım, ne kadar güzel uçuyorlar. Ben de onlar gibi uçmak istiyorum…”
Tavuklar, onun bu sözlerine hep birlikte gülmüşler.
“Sen bir tavuksun ve şunu asla aklından çıkarma; tavuklar kartallar gibi uçamazlar.”

Küçük kartal, o günden sonra hemen her gün gökyüzüne bakıyor ve yukarılarda uçan kartal arıyormuş gözleriyle. Bir kartal gördüğünde ise çiftlikteki öteki tavukları unutuyor, gökteki kartal gözden kayboluncaya dek büyük bir hayranlıkla ve özlemle onu izliyormuş. Sonra da tüm hayranlığını ve özlemini, kartal gördüğü her zaman olduğu gibi, hep aynı sözlerle dile getiriyormuş:

“Ah Allah’ım, ne olur, ben de onlar gibi uçabilsem… Ben de onlar gibi özgürce kanat açabilsem göklerde….”

O böyle konuştukça, bu kez çevresindeki tüm tavuklar da her zaman söyledikleri sözleri bir kez daha, bir kez daha yineliyorlarmış:
“Vazgeç düşlerinden… Sen tavuksun ve hep tavuk olarak kalacaksın…”
Küçük kartal, çevresindeki tavukların her gün birkaç kez yineledikleri bu sözlerinden öylesine etkilenmiş ki sonunda bir kartal gibi göklerde özgürce kanat açmak düşünden vazgeçmiş ve yaşamını bir tavuk gibi sürdürmeyi kabul etmiş ve bir tavuk gibi sürdürdüğü yaşamının sonunda bir tavuk gibi ölmüş…

Ne olduğunu düşünürsen, o olursun. Eğer, hayatınızın herhangi bir zamanında, kartal olma hayalini kurarsanız; hayallerinizi takip edin!

Anka Kuşu — 10/07/2012

Anka Kuşu

Aslan pençeleri, köpek başı ve tavus kuşuna benzer uzun beyaz tüyleri ile betimlenir… Ölümsüzlükle tasvir edilir. Onu özel kılan ölümsüzlüğü değil, öldükten sonra yeniden dirilmesidir.

Kaf dağının zirvesinde yaşar derler onun için. Masalları, türküleri, şiirleri süsler. Yaşamdan silinir ve sonra yeniden dirilir. Ne zaman zora düşse kendini yakar, küle çevirir. Sonra yeni umutlarla yeniden dirilir, yaşam onun için yeni bir keşiftir.

Anka kuşu için; “adı var, kendi yok” derler. Derler ama yokluğunu inkar edemezler. Geçmişi olan, geçmişi kaybolan Anka kuşunun tek emeli vardır; o da yuva kurmak ve kurduğu yuvada mutlu olmaktır…

Okumaya devam et

Geleceğe Hizmet — 02/07/2012

Geleceğe Hizmet

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami´nin 1990´lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıklarını anlatıyor.

“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.”

Okumaya devam et

İlimsiz Bilim — 06/06/2012

İlimsiz Bilim

kibir, arrogance

Başkalarını kendisi gibi görüp, kendisinin başaramadıklarını başkalarının başardığını ve kendisi için zor olanın başkaları tarafından kolaylıkla yapıldığını görmek kişiyi oldukça rahatsız eden bir durumdur. Bu durum beraberinde yeni bir davranış biçimini de getirir. Kişi başkalarının kolaylıkla yaptığını, yalnız kendisinin yapamadığı işleri sorgulamaya ve hile olup olmadığını araştırmaya yönelir. Ve durum; yapılan işten ziyade, işin nasıl yapıldığı üzerine yoğunlaşıp metot kritiğine kadar gider.

Okumaya devam et

Dua’nın Gücü — 13/04/2012

Dua’nın Gücü

Küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış.

İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.

Okumaya devam et

Rahatsız Çarık — 22/03/2012

Rahatsız Çarık

20120322-012926.jpg
Bundan 36 yıl önce, 21 Mart 1973’te aramızdan ayrılan kişi… O’dur ki Sunay Akın’ın anlattığı bir hikâyeyle, bir kez daha tazelenir belleklerimizdeki yeri…

“Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya, hava kararmaya başlar. Karanlık iyice çöker köyün üzerine. Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir.

Evin penceresinden, karanlık bahçeye vuran ışıkta, ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser. Kadının sevgilisi bahçededir…

Okumaya devam et

Paradigma — 19/03/2012

Paradigma

“Elimizdeki verilere bakarak başkaları hakkında genel hükümler vermek ve meseleleri göründüğü şekliyle değerlendirmek yanlış yargılamalara sebep olabiliyor. Yeterli gördüğümüz bilgilerin çoğu bazen yetersiz olabiliyor. Aynı enformasyona farklı bakış davranışlarımızı belirler.

Bu sebeple çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi sorunların içinde kaybolmak yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşmak sorunu çözebilme ihtimalimizi daha çok artırıyor. Aynı şekilde sorunlarımızı ve dertlerimizi başkaları ile paylaşmak bizlere farklı bakış açıları kazandırırken meselelerin çözümünde ise farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali getiriyor” [Prof Dr. Stephen Covey]

Okumaya devam et